border_less
Ekran Resmi 2018-04-25 11.48.42.png

The Disquietedness Of Change

Aydan Murtezaoğlu’s  HIP ACTIVIST - Live from the series   HIP AKTIVITIES – Escorts , 2003-2004. Courtesy the artist and Salt.

Aydan Murtezaoğlu’s HIP ACTIVIST - Live from the series HIP AKTIVITIES – Escorts, 2003-2004. Courtesy the artist and Salt.

 

The Disquietedness Of Change


Hatice Utkan Özden

4-5 min. read / scroll down for text in Turkish

In The Book of Disquiet, writer and thinker Fernando Passeo wrote: “At the end of this day there remains what remained yesterday and what will remain tomorrow: the insatiable, unquantifiable longing to be both the same and other.” Being another and changing and stuck in between in these two is what made his disquiet. In the newly opened exhibition of Salt Beyoğlu (which was closed for a while and made it's coming with this new show) contemporary artists Bülent Şangar and Aydan Murtezaoğlu call us to discover their ever-changing inner worlds, their critical approach to social issues and also to their non-stop journey this art world. 

The exhibition titled Continuity Error stands as a metaphor for artists’ interruption in their exhibition histories. Sometimes they worked together and sometimes they have separated, but the essence of their creation stayed the same even though the exhibition process has interrupted.

In their works, there is a certain way of looking to the inner world and this inner world reflects onto social problems of the outer world. We see the problems and issues that artists carry from the 1990s to present, we discover how they perceive the changing times. The exhibition also stands as an archive for the 1990s to present as it tries to draw viewer’s attention to how people and their personal point of view and their existence shifted within years. There are lots of elements in this exhibition that supports this view, tells us the ‘unquantifiable longing to be both the same and other.’  But what is this uneasiness and how can we describe it?

On one hand, we see photo series of Bülent Şangar’s deep concern on social violence and, on the other; we see Aydan Murtezaoğlu’s photos that refer to socio-political issues. Her works also show us the transitions in time and the disquiet that comes within. 

Continuity Error , SALT Beyoğlu, 2018. Photograph: Mustafa Hazneci. Courtesy the artists and Salt.

Continuity Error, SALT Beyoğlu, 2018. Photograph: Mustafa Hazneci. Courtesy the artists and Salt.

However, both uneasiness and transition are not the only themes we see in this exhibition. Within these facts, we see the multiplication and reproduction in Şangar’s works. He tries to tell us another story with using multiplication; meanwhile, he refers to the history of modernization and sociological developments. With using these themes, in a way, we reveal our own art history, he says. Murtezaoğlu, on the other hand, uses her own personal photo archive as she reveals her uneasiness and her changing practice within years. 

Both artists use society, politics and demonstrate us how the perception of these notions has transformed.  Both Murtezaoğlu and Şangar like to use themselves in their works and in a way doing this, they try to tell us the only thing that does not change is the change itself and it is impossible to stay the same. 

While Bülent Şangar manifests how violence penetrates into our daily lives, he tries to reveal how this feels to himself. In some photos we see him beating himself to death and in others, we see a death in the family, and sometimes he allows us to a sacrifice of an animal in the middle of the city. According to the artist, seeing al these acts has become very normal to us.

Aydan Murtezaoğlu’s works all belong to her own archival references full of sociological themes. Just like Şangar she uses the city and shows us how the city (which we feel belong) has modified with the social activities. On the other hand, she loves installations with a twist of wittiness. In some of them we see criticism of an educational system and in others, we witness the consequences of urbanization.

Both artists are very into the relationship they established with the viewer. We see this theme reflects the theme of ‘interlocutor’. According to them, an interlocutor means someone who thinks, make sense and establish a relationship with the works of artists and also with them. For both artists, the changes are all depending on the people and this transformation needs a person to be completed. 

That’s why for the artists, the viewer is not a passive figure but more an active one. The viewer listens to them, communicates with them and owns an important part in the exhibition. In this sense, the work, which welcomes the viewer in the entrance of the exhibition ‘ Unemployed Employees-I found you a new job!’ (2006-2018) becomes the most important work that the viewer feels she becomes the part of the exhibition as an interlocutor. The work looks at the problematic situation that the art workers have faced. 

After this work as the exhibition continues to the upper floors, we see a more taciturn curatorial approach. The last work we see in the exhibition Lab Created (2006-2018) on the third floor, unveils the concerns of artists on water and environmental politics in Turkey by examining water of İstanbul

The exhibition ends with a reminder call that there is a changing Turkey but maybe we are still living the same lives and the disquietedness of change surrounds us and calls us to surrender... 

http://saltonline.org


Detail from Bülent Şangar’s  Untitled (Windows) , 1997-2007. Courtesy the artist and Salt.

Detail from Bülent Şangar’s Untitled (Windows), 1997-2007. Courtesy the artist and Salt.


Değişmenin Sayısız Kaygısı Üzerine


Hatice Utkan Özden

4-5 dakika okuma süresinde

Yazar ve düşünür Fernando Pessoa Huzursuzluğun Kitabı’nda şöyle yazar: ‘Bugün sonunda da dünden kalan kalır sadece, yarından kalacak olan: Hep aynı ve hep bir başkası olmanın giderilemeyen, sayısız kaygısı.’  Bülent Şangar ve Aydan Murtezaoğlu’nun Devamlılık Hatası adlı sergisinde de buna yakın bir düşünce bağlamı gözlemek mümkün. Şangar ve Murtezaoğlu’nun 1990’lardan bu yana gelişen çağdaş sanat ortamında ürettiği eserleri bir araya getiren ve üretimlerini bir şekilde birlikte ama pratiklerini ayrı ayrı yürüten iki sanatçının ilk kapsamlı sergisi olan Devamlılık Hatası, her ikisinin de içsel dünyasına, sosyal konular üzerine geçmişten bu yana gelişen eleştirel bakışlarına ve var oluşlarına dair yapılan bir yolculuk niteliğinde. 

Uzun süredir kapalı olan Salt Beyoğlu’nun da açılış sergisi olan Devamlılık Hatası sinema ve edebiyatta kullanılan bir terim ve genellikle kurgusal tutarsızlıklar için kullanılıyor. Sanatçılar ise bu terimde, birlikte ve ayrı olarak sergileme geçmişlerine göndermeler yapıyor . Diğer yandan, Devamlılık Hatası, anlamsal olarak süregelen üretim ve sergileme tarihlerine gönderme olarak kullanılıyor.

Her iki sanatçının da eserlerinde içe dönüş, ve içe dönüşün dış dünyaya yansıttığı sosyal problemler görülüyor. Sanatçıların 1990’lardan bugüne ne taşıdıkları (aslında toplumun o zamanlardan günümüze ne taşıdığı), nelere nasıl baktıkları ve nelerin yenilendiğini gösteren arşiv özelliği de taşıyan serginin belki de en çok vurgulamak istediği şey, yıllar geçtikçe farklı bir insan olmanın getirdiği var oluş durumu. 

Aslında, sanatsal yolcuğun getirdiği kişisel gelişim var ortada... Bu durumu destekleyen birçok öğe ve toplumsal olgular ‘bir başkası olmanın ya da hep aynı kalmanın giderilemeyen sayısız kaygısını’ taşıyor içinde. Bu kaygı nedir? Nasıl bir kaygıdan bahsedilebilir? 

Devamlılık Hatası , SALT Beyoğlu, 2018. Fotoğraf: Mustafa Hazneci. Sanatçılar ve Salt'ın izniyle.

Devamlılık Hatası, SALT Beyoğlu, 2018. Fotoğraf: Mustafa Hazneci. Sanatçılar ve Salt'ın izniyle.

Bir yandan Bülent Şangar’ın toplumdaki şiddeti ve artan şiddet olaylarını irdelediği fotoğraf serileri, diğer yanda Aydan Murtezaoğlu’nun sosyal ve politik alanda yaşadığımız değişimleri günlük hayattaki olaylar üzerinden takip etmesi ve bu konuların bağlamında ürettiği fotoğrafları ve enstalasyonlar zamanla üzerimize çöken sorgulama kaygısını da hissettiriyor.

Ancak, kaygı ve değişim, tek taraflı bir şekilde değerlendirilmiyor. Bu olguların içinde  Şangar’ın ikizlik ve çoğaltma teması üzerinde duran eserleri modernleşmenin tarihine ve sosyolojik gelişmelere göndermeler yapıyor. Aslında, bu şekilde kendi tarihimizi de ortaya koyduğumuz bir sergi bu, diyor Şangar. Murtezaoğlu’nun ise kişisel arşivinden fotoğrafların olması sanatçının kendine dair bakış açısını ve 90’lı yıllardan bu yana gelişen pratiğini, belki de kaygılarını bir araya getiriyor.

Her iki sanatçının da eserlerinde yoğun bir şekilde görülen toplum, siyaset ve politikayla farklılaşan Türkiye ve insanlar görülüyor. Sanatçılar eserlerinde genellikle kendilerini kullanıyorlar ve kendilerine dair söylemleri de bir şekilde değişimin değişmez olduğu ve bir bireyin asla sabit kalmayacağı, sürekli değişeceği üzerinde yoğunlaşıyor. 

Bülent Şangar şiddet olgusunu kendi gündelik deneyimlerine yansıtıyor. Bazı fotoğraflarda kendi kendini döven bir insan (sanatçının kendisi), bazı fotoğraflarda da aile fertlerinin ölümünü, bazılarında ise kurban kesme görüntüleriyle, şehirleşmeye dair problemler ve her gün maruz kaldığımız, artık normal olarak gördüğümüz şiddet olaylarına göndermeler yapıyor. 

Aydan Murtezaoğlu ise aile albümünden kayıtlar kullanıyor. İstanbul’un farklı alanlarını kullanıyor ve aslında aidiyetlik hissettiğimiz kentin nelerden geçtiğini gösteriyor. Diğer yandan, Murtezaoğlu’nun eğitim, toplum ve toplumda yer alan birçok olaya da göndermeler yaptığı yerleştirmeleri yer alıyor. 

Murtezaoğlu ve Şangar’ın önemsediği diğer olgu ise izleyiciyle ve çevreyle olan ilişkileri. Bunu da ‘muhatap’ olgusu üzerinden irdelediklerini görüyoruz. Belki de bu durumu; değişkenliğin bir muhatabı olmalı ve burada da muhatap izleyici oluyor anlamında ele almalıyız. Eğer değişim içinde insan yoksa, ne kadar etkili olabilir... Bu nedenle her iki sanatçı için de izleyiciler pasif bir birey değil, onları anlayan, onları dinleyen, onlara eşlik eden düşünen muhataplar olarak yorumlanıyor. Belki de bu muhatap olgusunu izleyiciye en çok hissettiren iş, sergi alanına girer girmez gördüğümüz ‘İşsiz İşçiler- sana yeni bir iş buldum!’ adlı eser ya da  performatif bir süreç olarak hazırlanan bir performans demek daha doğru olur. Bu performans için iş sahibi olmayan sanat işçilerini bir araya getiriyor sanatçılar. İzleyici ise bu kişilerle konuşabiliyor ve onlara merak ettikleri soruları sorabiliyor. 

Salt Beyoğlu’nun giriş katında izleyiciyi ilk karşılayan iş olan İşsiz İşçiler- sana yeni bir iş buldum! işinden sonra sergi  daha sakin ve daha derin bir küratöryel söylemle devam ediyor. Son katta yer alan ve sanatçıların çevre politikalarına dair yeni bir söz söylemek için ürettikleri ‘Laboratuvar İşi’ ise İstanbul’un suyu üzerine bilimsel bir rapor ve eleştirel bir bakış içeriyor. Bu işi 2006’da ilk olarak sunan ikili, 2018’de aynı araştırmayı yeniden yapıyor ve nelerin aynı kaldığını  bizlere gösteriyor.

Sergi, geçmişten bu yana sürekli devinim içinde olan bir Türkiye’de aynı şekilde yaşadığımızı , bize hatırlatarak bitiyor. Bu alana girince, değişimin ve aynı kalmanın kaygısı üzerimize çöküyor...

http://saltonline.org

Welcome back Salt Beyoğlu, April 2018  Tekrar Hoşgeldin Salt Beyoğlu, Nisan 2018

Welcome back Salt Beyoğlu, April 2018

Tekrar Hoşgeldin Salt Beyoğlu, Nisan 2018